Bisiklet turlarimin finansmani icin sanatsal olan fotograflarimin telif haklarini satisa cikarmaya karar verdim. Ilgilenen olursa sayfanin ozel mesaj butonundan veya baymineral@gmail.com adresinden satin almak istedikleri fotograflarin linkleri ve fiyat teklifleriyle birlikte bana ulasabilirler. - Baki Berk Kayalar
San Marino etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
San Marino etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Şubat 2012 Çarşamba

İtalya bisiklet turumun genel anlatımı

İtalya bisiklet turum, bisikletli Erasmus projem. Gerçekleşen bir rûya.


San Marino-İtalya sınırı.

Yeni bir umut ve güzel hayallerin gerçekleşmesi umuduyla büyük bir maceraya atılmaya karar verdim. Bu tur bir anda gelişmedi. Gelişemezdi. Hazırlık açısından uzun bir süreç gerektiriyor. Özellikle de Türkiye vatandaşı olan birisi için. 2009 yazındaki Batı Türkiye bisiklet turum bunun hazırlığı idi. Çünkü uzun soluklu tur tecrübem yoktu. İlk uzun soluklu tur tecrübemi yurtdışında yapmak maliyetleri arttıracak ve çeşitli sıkıntılar yaşamama sebebiyet verecekti. Bu yüzden ilk ciddi bisiklet turumu 2009 yazında Türkiye sınırları içerisinde gerçekleştirmiştim. Fakat uluslararası bir bisiklet turu yapma hayalim devam ediyordu. Bu arada İtalya' da Erasmus yapma hayalim vardı. Bir önceki sene şansımı denemiş, ama okulumdaki İtalyanca dil sınavına takılınca İtalya' ya Erasmus yapmaya gidememiştim. İki hayalimi aynı anda gerçekleştirmeye karar verdim, ki gidişat o yöndeydi.


Bisikletimle İtalya' ya gemi aktarmalı olarak gidecek, ve İtalya içerisindeki tüm seyahatlerimi bisikletle yapacaktım. İlk önce Orta İtalya' yı turlayıp Siena'da mola verecek ve Erasmus kapsamındaki İtalyanca kursunu görecektim. Ardından bisikletimle Erasmus yapacağım Catania' ya gidecektim.

Hoş ve zevkli bir plan gibi görünüyordu. Böyle bir tura hazırlanmak gayet zevkliydi, fakat vize alım sürecinde büyük sıkıntılara gebeydi. Nitekim öyle oldu. Benim durum normal bir Erasmus öğrencisinden çok farklıydı. Neticede bisikletle gidecektim. İstanbul İtalyan Konsolosluğu bana ellerinden geleni yaptılar, fakat yeni çıkan Shengen kuralları sebebiyle tek bir vize veremeyeceklerini üzülerek ifade ettiler. Bana öncelikle 1 ay geçerli bir vize verdiler ve bu vizeyle bisikletimi İtalya' ya götürebilecek ve orada biraz turlayabilecektim. Öncelikle 22 Temmuz 2010 tarihinde İzmit' ten yola çıkıp, Çeşme'ye kadar bisikletle gittim. Çeşme' de feribot gününü beklerken Sakız Adası' na geçip, sembolik bir Yunanistan etabı gerçekleştirip, Çeşme' ye geri döndüm. Çeşme' den İtalya gemisine binmeden önce Türk gümrük görevlileri bana güvenmediklerinden bisikletimi olduğu gibi X-ray cihazından geçirmek istediler. Fakat bu cihaza sadece römorküm sığabildi. Romörkümun, bayrak direğiyle birlikte X-ray cihazından geçmesi çok ilginç bir görüntüydü. Bisikletimin ana gövdesi, yükü sebebiyle cihaza sığamayınca gümrükçülerimiz pes ettiler. Ardından gemiyle 2 küsür gün süren heyecanlı bir yolculuğun ardından Ancona' ya vardım. Ancona' ya inince ve İtalya' da ilk pedallarımı döndürünce büyük bir heyecana kapıldım. Pasaportuma İtalya' ya giriş damgası vurulduğunda dünyalar benim oldu. Feribot, akşamüstü vardığından o geceyi Ancona' da geçirmek zorunda kaldım. O zamanlarda çok acemiydim. Bu satırları yazdığım zamanlarda olduğu gibi herhangi bir köşede uyumaya cesaret edemiyordum. Ancona' da küçük bir otelde geçirdim. Otel görevlisinin 1. kattaki odamın içine bisikletimi römorkümle birlikte sokmama izin vermesi çok sevindiriciydi.


Ertesi sabah büyük gündü. İtalya' da uzun bir yolculuk sürecine başlıyordum. Sürücülerin aşırı saygısı beni panikletiyordu. Adriyatik sahilleri muhteşemdi. Tren sever olduğum için demiryolu araç ve tesislerini fotoğraflayarak ilerliyordum. Rimini Garı' ndaki görevliler bana fotoğraf çektirmedi. Rimini bana fazla genç ve soğuk bir yer gibi geldi. Rimini' nin ardından Dünya' nın en eski ülkelerinden olan San Marino' ya gittim. San Marino' yu çocukken incelediğim ülkeler kitaplarından hatırlıyordum. Bu küçük, ama güzel ülkeye gidip en yüksek noktasına çıkınca bir çocukluk hayalim daha gerçek olmuştu. Ertesi günlerde Forli' ye ulaşıp, İtalya' da gittiğim en kuzey noktaya vardım. Forli' de kalmam gerekiyordu, ama hostel ve benzeri bir konaklama yeri yoktu. Sokaktan çevirdiğim birisi beni yakındaki kiliseye yönlendirdi. Kilisenin rahibi, beni güç durumda bulunca konuk etmeyi kabul etti. Bana bir çekyat açıp, bisikletimi kilisenin içine park ettirdi.

San Marino.



Akabindeki gün, Appeninleri dize getirdim. Muraglione Geçidi' ni tırmanırken nefis güzelliklerdeki kasabalardan geçtim. Kendimi rûya gibi olan bu yolda Giro d'Italia' da yarışıyor gibi hissediyordum. Televizyon helikopteri nerede diye çok merak etmiştim. :) Bu geçidi aştıktan sonra kendimi Floransa' da buldum. Floransa' ya normal bir saatte girmiştim, fakat kalacak yer bulma konusunda saatlerimi harcayacağımı bilmiyordum. Bilmediğim bu büyük İtalyan şehri, aslında çoğu gezginin hayallerini süsler. Ben orada şehrin güzelliğini düşünemiyordum. Ailem Türkiye' de internet üzerinden bana kalacak yer arıyor ve telefonla bana nereye gitmem gerektiğini uzaktan yardım modunda belirtmiş olsalar da ailemin bulduğu hiç bir otele yerleşemiyorum.Yarı amaçsızca kalacak bir yer ararken kendimi bir İtalyan filminin setindeymiş gibi hissediyorum. Gecenin karanlığında, şehrin en güzel yerlerinde karmaşık ruh halleri içerisindeyken 60 kilo yüklü bisikletle defalarca kez gidip geliyorum.  En sonunda birisinin tarif ettiği, şehir merkezindeki bir kamp alanını kapanmadan hemen önce, saat 02.30 gibi buluyorum.


Floransa' yı gezdikten sonra Pisa' ya geçtim. Orada kalacak yer ararken bir yıldızlı bir otelin tabelasını görüyor ve oraya gidiyor ve otelin kapısını açıyorum. Lobi olması gereken yerde, adamın birini sandalyeye oturtup ulu orta saç traşını yapıyorlardı. "Burası otel değil" diyip beni geri çevirdiler. Hakikaten bir yıldızlıymış.

Pisa.




Ertesi günlerde küçük Siena olarak adlandırdığım Volterra' ya ulaştım. Orada da bir kilisenin bahçesinde kaldım. Volterra çok güzeldi. Volterra' nın ardından, Siena' ya büyük bir heyecanla vardım. Bir hostele yerleştikten sonra oradaki okuluma gidip kendimi tanıttım ve okul yetkilileri oldukça erken geldiğim için hem sevindiler, hem şaşırdılar. Siena' ya ilk gelişimde pek kalamadım. 2-3 gün sonra Roma' ya doğru pedal basmaya başladım. Yanardağ meraklısı birisi olarak harika bir coğrafyaya adım atmaya başladım. Öncelikle Amiata volkanını gördüm. Sonra Vulsini volkanına tırmanıp, volkanın içindeki Bolsena Gölü kıyısında kamp kurdum. Sonra Vico Gölü' ne gittim. Vico Gölü' nün olduğu volkana tırmanan yol oldukça dikti. Ama çok manzaralı bir güzergah idi. Vico Gölü' nden sonra Sabatini volkanının içindeki gölün kıyısındaki bir kampingte sabahladım. Gece göl kıyısında şarap keyfi yapmıştım. Tek başıma da olsa keyifli sayılırdı.


Roma' ya daha önceden gitmiş olmama rağmen, bisikletle gitmiş olmak çok büyük bir heyecan oldu. Plana göre burada yaşayan bir Türk bayana bisikletimi emanet edip, vizemi yenilettikten sonra dil kursu için Siena' ya doğru gidecektim. Fakat Roma' daki planlar istediğim gibi gelişmedi ve bu bayan durduk yere sorun çıkartıp beni ortada bıraktı. O günlerde tanıştığım Perugia' da yaşayan başka bir Türk, bisikletimi emanet olarak alabileceğini söyleyince çok mutlu oldum. Perugia, hiç bir şekilde planlarımın arasında yoktu. Ne bir detaylı harita, ne bir GPS verisi. Detaysız haritalarımdan faydalanarak bir güzergah belirledim ve bir sabaha karşı yola çıkıp apar topar Perugia' ya doğru yola koyuldum. Yaklaşık 200 kilometrelik bu yolculuğu iki günde tamamlamayı düşünüyordum, ama bir şekilde gün içinde tamamlamayı başardım. O gün 60-70 kilo ağırlığındaki yüklü bisikletimle 17.5 saatte 211 kilometre pedal çevirmiştim.


Ertesi gün Perugia' dan ayrılıp trenle Roma' ya gittim ve uçak gününe kadar kenti yaya olarak bir güzel gezdim. Akabindeki günlerde uçakla Türkiye' ye dönüp, dil kursu için gerekli vizeyi alıp Perugia' ya geri dönerek bisikletime kavuştum ve bisikletle Siena' ya gittim. Siena yolu bir günlük olsa da zamanım olduğundan iki güne yaydım. Rigomagno Köyü' ndeki tren istasyonunda çadır kurdum ve tren istasyonlarında da uyunabileceğini keşfettim.


Siena' ya tekrar varınca bir eve yerleştim ve bir ay boyunca İtalyanca kursu gördüm. Chianti bölgesini, Amiata Dağı' nı ve San Gimignano gibi Siena çevresindeki en güzel yerlerden bazılarını boş zamanlarımda bisikletimle keşfettim. Floransa' yı sakin kafayla defalarca kez tekrar ziyaret ettim ve bir güzel gezdim. Kurs sonunda bisikletim ve tüm eşyalarımı  Siena yakınlarındaki bir apartmanın bahçesindeki çardaktan bozma bir yapıya yerleştirdim. Burasını bir dil kursu görevlisi ayarlamıştı. Bana pek güvenli gelmediği için Türkiye' deki vize alıp sürecinde ekstradan stres yaşadım.


Siena' ya geri döndükten sonra bisikletimi sağ salim bulunca çok sevindim ve Catania' ya doğru yola çıktım. Normalde Catania' ya gemi aktarmalı gidecektim, fakat bu fırsat her zaman çıkmaz. Yolun Messina Boğazı geçişi haricindeki hepsini bisiklet üstünde geçecektim. Ekim ayıydı. Yağmurlar başlamıştı. İlk gün Grosseto' ya giderken biraz ıslanmıştım. Grosseto çıkışında kara bir bulut kütlesinin bana sarılacağını hissedince 24 saat açık bir restoranın bahçesine çadır kurdum.


Sonraki günlerde Roma' ya tekrar gittim. Bisikletimle birlikte Vatikan ziyareti yapıp, Roma' dan ayrıldım. Alban Tepeleri' ne tırmanıp bir volkanı daha geride bıraktım. Alban Tepeleri' nden sonra 40 küsür kilometrelik Latina düzlüğünü geçtim ve Napoli' ye doğru ilerledim. Sağanak bastırınca Scauri' de bir otelde kalmak zorunda kaldım. Napoli' ye yaklaşırken Solfatara volkanına uğradım ve kükürtlü gazlar çıkartan fümerollerin büyüleyici güzelliğini keşfettim. Akabinde Napoli' de ailemin ayarladığı bir hostelde iki gece kaldım. Saatsiz bomba olan Vezüv' ün heybetini, şehir merkezini yukarıdan gören bir tepeye çıkarak izledim.


Napoli' den sonra Salerno' ya, oradan Calabria bölgesine ilerledim. Sakin yollarda ve fazla el değmemiş güzergahlarda ilerledim. 3 gece üst üste tren istasyonlarında uyudum. Sapri yolundaki Lucania vadisi muhteşemdi. Sapri' den sonra, karayolu, denize olabildiğince yakın bir güzergah izlediği için deniz manzaralarına resmen doydum.


Bu seyahatimin arka planında annem, hayatımdan endişe ediyordu. Ben sıklıkla telefonla nerede olduğuma dair bilgi vermek zorundaydım. Anneme "şuradayım" diyince, annem internetten o yöreyi araştırıyor ve ben arada sırada çevreyi dinletiyordum ve bu sayede sevgili annem, benimle birlikte sembolik olarak bisikletli İtalya turu yapıyordu.


Gecelerden birisini Gioia Tauro kenti dışındaki bir benzincide uyku tulumunda geçirmiştim. Gecenin ikisinde beni merak edip yanıma yaklaşan bir tür hayvanı fark edip uyanıyor ve hayvanı bağırarak kaçırıyorum ve sonra uyumaya devam ediyorum.


Catania' ya yaklaşırken, yıllardır hayalini kurduğum o güzel şehre bir an önce ulaşma gayesindeydim. Heyecan basıyor, kilometreler bitmek bilmiyordu. Messina Boğazı' nı feribotla geçince Sicilya hayallerim gerçek oldu. Messina-Catania arasında, tren simülatörlerinde ve Google Earth' de defalarca kez gidip gelmişliğim olduğu için, bu güzergah bana tanıdık gelmişti. Catania' ya Siena' dan 1277 kilometre ve 11 günlük bir bisiklet yolculuğumun ardından ulaştım.


Catania' da çok tatlı günler geçirdim. Erasmus sürecinde çok az dersten sorumlu olduğum için sıklıkla gezmeye gidebiliyordum. Güney İtalya' nın en güzel şehirlerinden olan Siracusa' ya gidip geldim. Etna volkanına defalarca kez çıktım. 12 Ocak 2011 püskürmesi sonrasında, 13 Ocak günü bisikletimle dağın 3000 metre yüksekliğindeki zirve bölgesine kadar tırmandım. Muhteşem bir manzara vardı. Yer yeni yağan lavlar sebebiyle ılıktı. Elimde tuttuğum bir kaya parçasının 12 saat kadar önce yerin fersah fersah derinliklerinde olduğunu bilmek büyüleyiciydi.

Etna volkanında hatıra.

2011 bahar ayı başlarında Sicilya' nın kuzeyindeki Lipari Adaları' na gittim. İlk önce Milazzo' ya pedalladım ve orada Sicilyalı arkadaşlarımla buluştum ve Vulcano Adası' na geçtik. Sicilyalı arkadaşlarımın birisinin evinde kalıp, hep beraber buhar tüten kratere yaya olarak tırmandık. Oradaki bir buhar çıkışında Türk kahvesi yapıp içtim. Arkadaşımın birisiyle kraterin içine indik. Kraterin en alt noktasına kadar inmemizi, yönünü değiştiren rüzgâr sebebiyle kraterin içine dolan zehirli gazlar engelledi. Az kalsın zehirleniyorduk. Sonraki gün arkadaşlarımdan ayrılarak Lipari Adası' na geçtim ve adanın çevresini turladım. Volkan camı oluşumlarından örnekler aldım ve muhteşem ada manzaralarını fotoğrafladım. Aynı günün öğleden sonrasında Akdeniz' in doğal deniz feneri olan, hayallerimin adası olan Stromboli' ye geçtim.

Vulcano Volkanı' nın büyük kraterinde araştırma yaparken.


Stromboli, Dünya' nın en aktif volkanlarından birisi. Binlerce yıldır her 10-15 dakikada bir püskürdüğü için "Akdeniz' in deniz feneri" ünvanını almış. Stromboli' de aktif krateri gören bir yere çadırımı kuruyorum. Kuş cıvıltıları ve rüzgâr sesi tatlı tatlı eşlik ediyor. Arada bir, Stromboli' nin püsküren lavları, manzaraya inanılmaz bir duygu katıyor. Issızlığın ortasında, yanıbaşınızda bisikletiniz, içinde uyuduğunuz (pardon yanardağ püskürmelerinin verdiği heyecan nedeniyle uyuyamadığınız) çadırınız ve sadece siz. Hayat budur. Tiren Denizi' nin ortasında bir yerlerdeyim. Stromboli küçük bir ada olduğundan adada olma hissini veriyor.


Bir sonraki günün akşamüstünde rehberli bir grupla Stromboli zirvesine yürüyerek çıkıyorum. Tırmanırken yükseklik korkumu hatırlıyorum, ama buraya her zaman gelinmez, lavlara bu kadar yakın olunabilecek fazla yer yok. 924 rakımlı zirvede hava rüzgârlı ve karla ve külle karışık yağmurlu ve sisli. Hava tat vermese de bir kaç damla lavı güç bela görüyoruz ve gecenin karanlığında aşağıya iniyoruz. O geceyi kent merkezindeki bir oturma bankında yağmur altında, uyku tulumu içerisinde geçirip, sabahki ilk deniz otobüsüyle Milazzo' ya, oradan da iki ayrı trenle Catania' ya varıyorum.


Lipari Adaları turumun bir kaç hafta sonrasında Sicilya çevresi turuma başlıyorum. Siracusa, Noto ve Ragusa gördüğüm ilk kentler. Sicilya için çağla mevsimi. Sicilyalılar bademi çağla iken yemedikleri için yola eğilen badem ağaçları beni doyuracak kadar çok çağla içeriyor.


Modica ve Ragusa' yı çok beğendiğimi söyleyebilirim. Sonrasında adanın güney sahili boyunca ilerledim ve Agrigento' ya ulaştım. Agrigento' daki tarihi harabeler çok güzeldi. Agrigento' dan sonra Trapani' ye geçtim. Trapani' de bisiklete bakış açısı Türkiye' ye çok benzer. Yaklaşık 60 kilometre uzaktaki bir yere giden yolu birisine soruyorum, ama "orası çok uzak gidemezsin" diyor. Adam ısrarlarıma rağmen yol tarifini yapmıyor. Ben "hadi size güle güle" şeklinde ayrılırken adam "gidemezzsssiinnn" diye arkamdan bağırıyor. Bu adamdan sonra yol sorduğum bir genç de benzer tepkileri verince yola hislerimle devam ediyor ve yolu buluyorum. O geceyi kaliteli bir restoranın bahçesinde geçirmiştim. O restorandan yemek yememiş olmama rağmen bana kapalı şişede su vermiş olmaları çok güzeldi. Ertesi gün kendimi Palermo' da buldum. Palermo eski mafya şehri. Ama o günlerden pek eser kalmamış. Fahri Catanialı olarak, Palermo' yı pek beğenmedim. Palermo' da bir hostelde kalmıştım.


Palermo' dan sonra adanın kuzey kıyısını takip ederek Catania' ya ulaştım. Yolda uğradığım Cefalu kenti muhteşemdi.


O turun bir kaç hafta sonrasında Sicilya' nın içlerini dolaşmaya başladım. Önce Tronia' ya gittim. Oradan Nicosia' ya. Nicosia ve çevresindeki halk çok sıcakkanlıydı. Marianopoli kenti üzerinden Caltanissetta' ya uğradım. Caltanissetta-Enna arasında ıssız bir yere çadır kurmak zorunda kalmıştım. Gece çeşitli hayvanların sesleri eşliğinde uyumak biraz ürperticiydi. Sonraki gün Enna üzerinden Catania' ya girdim.


Catania' dayken yaptığım önemli günübirlik turların birisi Etna çevresi turuydu. Etna' yı her açıdan görüntüleme şansı yakalamıştım.


Sicilyalılar Türklerin adalarına Osmanlılar zamanında ayak bastıklarını arada sırada dile getiriyorlardı. Bu yüzden olsa gerek pek çok coğrafi oluşum ve cadde ve sokağın adı Türklerle ilgilidir. Sicilya' da Türkiye Dağı bile vardır (bknz Monte Turchio). Etna' nın parazit konilerinden olan Monte Turchio' ya günübirlik bir tur düzenlemiş ve çok beğenmiştim.


Catania' daki yaklaşık 10 aylık sürem dolmaya başladı ve derslerimi başarıyla sonuçlandırdım. Okuldan izin alarak vize sürem sona ermeden yola çıktım. 13 Haziran 2011 tarihinde İzmit' e geri dönüş yolculuğum başlamıştı. Bu sefer uzun gemi yolculuğu yapmayacaktım.


Catania-Messina~Villa San Giovanni-Reggio di Calabria-Taranto güzergahında ilerledim. Taranto' dan sonra Puglia bölgesi kıyılarının muhteşem güzellikteki kıyı yollarını tattım. Leuca kentine ulaştığımda başka bir mutluluk hissettim. Leuca, "Çizme" nin topuğunun en güney noktasıydı. Leuca' dan sonra rampalar başladı. Muhteşem manzaralı bir köprüde alttaki uçurumdan denize atlayan çocukları izledim. Leuca' dan sonra sıra Otranto' ya geldi. Otranto, Osmanlıların resmen ele geçirdiği tek İtalyan toprağı. Bu yüzden orada Osmanlılara ait izler aradım. Bulduğum en büyük kanıt Türklerin sahiliydi (bknz. Baia dei Turchi). Baia dei Turchi' de bir benzincide uyudum ve muhteşem Lecce kentine vardım. Bir kaç saat orada dolaştıktan sonra kentten ayrıldım. O gün Brindisi' ye vardım, ama görecek pek bir şey olmadığını anlayınca Brindisi' den transit yaptım. Geceyi Bari yolu üzerindeki bir sahil köyünde, deniz kıyısında çadırda uyuyarak geçirdim. Gece boyu dalga sesleri beni çok rahatlattı. Bari yolunda uğradığım bir yol üstü meyvecisi bana ücretsiz olarak bir şeyler ikram etti. Keleğin (cocomero) tadının ne güzel olduğunu ve Puglia mutfağında önemli bir yere sahip olduğunu o zaman öğrendim. Bari' ye 30 kilometre kala bulunan bir kampingte kaldım. Ertesi gün Bari' ye giderken ailem, akşamki feribot için biletlerimi internetten almıştı bile. Bari' ye 2005 yılında normal yollarla gitmiştim. Feribot saatine kadar kenti gezip, uzun Yunanistan geçişi öncesinde eksik malzemelerimi tamamladım.


Geceyi feribottaki lobi koltuklarında geçirdim. Ertesi sabah Yunanistan' ın Igoumenitsa Limanı' na teker bastım ve otoyoldan anne tarafımdan dedemin doğduğu Aghios Donatos Köyü' ne ulaştım. Buradan bir avuç toprak alıp dedeciğime doğru yola çıkardım. O geceyi 4 kilometrelik bir otoyol tünelinden geçerek ulaştığım Yanya' daki bir kampingte geçirdim. Kampingte tanıştığım bir Alman motorcu çift ve yalnız gezen bir Çek motorcu ile tanıştım. Ertesi günü onlarla birlikte Yanya' yı gezerek geçirdim. Yanya Gölü çok güzel manzaralar sundu. Tarihi Türk evlerinin ve Osmanlı döneminden kalmış cami ve kütüphane gibi yapıları fotoğrafladım ve Yunan tatlı ve böreklerinin tatlarına baktım.

Yunanistan' nın Pindos Dağları' nda otoyol hatırası.



Yanya' dan sonra otoyolu da kullanarak Meteora' ya ulaştım. Meteora' da Çek arkadaşımla tekrar karşılaştım. Ertesi gün bu muhteşem coğrafyayı bir doğa yürüyüşüyle beraber gezdik. Meteora' da kaya tepelerinin üzerlerine kurulmuş kilise ve manastırlar büyüleyici görüntüler oluşturuyor. Meteora' da çocukken dergilerden görüp de gitmeyi hayal ettiğim yerlerden birisiydi.


Meteora' dan sonra Kalambaka-Trikala-Larissa güzergahında ilerledim. Tempi Vadisi' nin çıkışındaki Rapsani tren istasyonunda güzel bir gece geçirdim. Rapsani' den sonra otoyolu da kullanarak Selânik' e girdim. Selânik' te bir hostelde iki gece kaldım. Bu kenti hiç beğenmedim. Atatürk Evi' ni 2005' te ziyaret etmiştim. Bir kez daha ziyaret edeyim dedim, ama kapıdaki polislerle muhabbete dalınca bir dakika farkla içeriye girme şansımı kaybettim.

Tempi Vadisi hatırası.



Selânik' ten sonra baba memleketim olan Drama' ya doğru ilerleyişimi sürdürdüm. Drama yakınlarında, Bafra' dan göç eden Rumların kurduğu Neo Bafra köyünde sevgiyle karşılandım. Çok misafirperver ve ikramsever insanlar çıktılar. Köy halkıyla Türkçe konuşuyordum. Bu köyün otobüs durağında uyudum.


Drama' ya giderken arka tekerleğimin akort telleri birer gün arayla kopmaya başlayınca görülecek pek bir yeri olmayan Drama'nın en güzel köşelerinden olan tren istasyonunda tamir molası verdim ve tekerleğimi onardım. Bu istasyondaki bir gül fidanının dibinden yakın zamanda ahirete göç eden babaannem için bir avuç toprak aldım ve Kavala yoluna koyuldum.


Kavala yolununun bir noktasında fotoğraf çekmek için durduğumda yandaki bir seyyar kantinden beni çağırdılar ve bana kutu içecek ikram ettiler.


Vatan hasreti çektiğimden bu geri dönüş yolculuğum bisiklet için hızlı bir şekilde ilerliyordu. Bu yüzden Kavala' da pek durmadım.  Bu kentte İstanbul yolunu gösteren ilk tabelayı görmek beni sevinçten uçurdu. Kavala' da İzmit' ten gelen forklörcülerle karşılaştım. Onlarla güzel bir sohbet yapmıştım. Kavala' dan sonra İskeçe' ye gittim. Orada yol sorduğum bir karpuzcu Türk çıkınca bana karpuz hediye etti. İskeçe-Dedeağaç bölgesinde Türklerin çoğunluk olduğunu anladım. Yunanca konuşan bile yoktu. Kahveye gidiyorum, orada bile Türkçe konuşuyorlardı. Yunan baklavasını beğenmedim, ama börekleri muhteşemdi. İskeçe çıkışında misafirperver bir benzincide güzel bir tulum uykusu geçirdim. İskeçe' den sonra Gümülcine' ye, oradan otoyoldan sınra doğru ilerledim. Otoyolda bir dinlenme noktasında uyudum. Ertesi sabah Yunanistan' a elveda diyerek yurda giriş yaptım. İpsala' da İzmit' ten gelen ailemi bekledim ve onlarla hasret giderip, fazla eşyalarımı onlarla eve gönderdim. Keşanlı bisiklet dostlarımızın çay ikramları ve hoş sohbetleri çok olumluydu. Türkiye' deki ilk geceyi bir benzincide geçirdim. Sonraki gün Tekirdağ' dan geçtim. Tekirdağ' a yeni gelen demiryolu hattını görüntüledim. Tekirdağ İstasyonu ufak ama şık olmuş.

İpsala sınır kapısında Türkiye' ye giriş yaptıktan hemen sonra.




Gün geçtikçe yeni bir heyecan basıyordu. Evime dönüyordum ve geçtiğim her bir kilometre, beni evime bir adım daha yaklaştırıyordu.  İnsanlar bana tuhaf tuhaf bakıyor, ama aldırmıyordum. Evimi çok özlemiştim çünkü. Silivri-Sirkeci arasında yol kabusu yaşadım. Trafik çok arttı ve emniyet şeridi sıkıntısı baş gösterdi. Avcılar yakınlarında başka bir bisiklet dostumuz beni karşıladı ve benimle birlikte bir süre seyahat etti. Sultanahmet Meydanı' na girdiğimde kendimi Avrupalı bir turist olarak görüyordum. İtalya' dan oraya kadar pedal çevirmiştim. Avrupa' nın uzak köşelerinden İstanbul' a bisikletle gelinebileceğini kendime kanıtlamış oldum :) Turun son gecesini Haydarpaşa Garı' nda bir büro sandalyesinde oturarak uyuma modunda geçirdim.


Turun son günü yakından tanıdığım iki bisiklet dostum benle buluştu. Birisi Pendik' e kadar benimle geldi. Diğer arkadaşım İzmit' e kadar bana eşlik edip, sevincime ortak oldu. O gün İzmit girişinde yaşadığım mutluluğu tarif etmem imkansız. Şehre girip zafer turu attıktan sonra dedeciğimin evine ulaşıp O' na bir güzel sarıldım ve evime kavuştum.


Bir rûya son buldu. Fakat pek çok rûya daha görme hakkına sahibim. Hayallerimin peşinden koşmayı seven birisi olarak, benzeri uzun bisiklet turları yapmaya kesinlikle kararlıyım.

---

Bu metnin ve fotoğraflarının izinsiz kullanılması ve yayınlanması yasaktır.

9 Kasım 2010 Salı

İtalya Turu 3. Anlatım: Ancona-Forli (01-02.08.2010)

İtalya Turu 1. Bölüm - 3. Anlatım: Ancona-Forli

11.Gün: 01.08.2010 Pazar

İtalya' daki ikinci günüme güzelcene uyumuş olarak uyanıyorum. Bugün amacım 100 kilometre uzaklıktaki Rimini' ye ulaşabilmek. Çoğunlukla düz bir güzergah.

Önce otelin kahvaltısını ediyorum. 25 Avroluk oda ücretine kahvaltının dahil olduğunu öğrendiğimde çok sevinmiştim. Bana kahvaltı olarak aşağıdaki fotoğrafta gördüğünüz bir tane kruvasan, bir ufak bardak cappuccino verilince hayal kırıklığına uğradım. Genelde İtalyanların kahvaltı anlayışı bu şekilde. Bizdeki pohoça, onlarda kruvasan. Bizdeki çay, onlarda kahve. Nerede bizdeki o mis gibi kahvaltılar.

Otelim Ancona Garı' nın tam karşısındaydı, ama İtalya' da trenler kalkışlarda genelde korna çalmadıklarından tren sesi pek duymadım.


Ancona' dan sonraki ilk kilometrelerim demiryoluna paralel gitti. Yol bisikletçisi trafiği bayağı yoğun.


Palombina' dan geçerken, istasyon yolun hemen yanında. Biraz tren seyretmek istiyorum.


Şansıma istasyon çanları çalmaya başlıyor ve bu bölgesel tren geçiyor.


Falconara Marittima kasabasından geçerken bir unlu mamül dükkanını gözüme kestiriyor ve taze ekmek alıyorum. Dükkanın başındaki hoş bayanın sıcak ve içten bir tavırla günaydın demesi çok güzel oluyor. İtalyanca' da ekmek; pane demek.

Keyifli bir sürüş gerçekleştiriyorum. Nerede olduğumu algılamaya, bu güzel ülkeye alışmaya çalışıyorum. Bisikletçiler sürüler halinde geçiyorlar. Motorlu araç sürücüleri inanılmaz derecede saygılı. Resmen rûyayı yaşıyorum.

Demiryoluna cepheli bir benzincide, bir ağacın altında esas kahvaltımı ediyorum. Falconara Marittima' dan aldığım ekmeklerle, Türkiye' den getirdiğim üçgen peynirler çok iyi arkadaş oluyor. Hemen arkamda demiryolu var. Trafik bu saatte pek yoğun değil. Ama geçen trenler Türkiye trenlerine göre çok hızlı geçiyorlar. Kahvaltımı süslüyorlar. Muhtemelen 160 km/h ile geçen bir intercity ekspres vardı. Beni bayağı korkutmuştu.


Yola benle tanışmak isteyen bir dost. İtalyan bisikletçilerle ilk diyaloğum.


Beni fotoğraflıyor. Arka plandaki "Sexy Shop" levhasını özellikle benle birlikte kadraja aldığını belirtiyor. Özellikle Rimini' ye kadar normal yol tabelaları kadar seks ürünleri satan mağazaların tabelaları çok yaygın.


Burası Marzocca olmalı.


Senigallia girişindeki bir benzinci-cafede tuvalet molası veriyorum. Senigallia bölgesinden itibaren bana "di dove vieni?" ler (nereden geliyorsun?) sık sık soruluyor. İtalya' daki benzinci tuvaletlerinin bizimkiler kadar rahat olmadığını fark ediyorum. Cafeden aldığım anahtarla tuvaletin kilitli kapısını açmam gerekiyor ve tabiki tek kişilik tuvaletler var. Bizdeki benzinciler olduğu gibi, sıralanan pisuvarlar, bir kaç ayrı kabinde bulunan alaturka, alafranga tuvalet dizileri yok. Çoklu tuvaletler nadir.

Senigallia merkezindeki bir güzellik.


Senigallia İstasyonu hatırası.


Senigallia bisiklet kullanımının yaygın göründüğü, hoş bir şehir.

İstasyondan kalkıp, Rimini yönüne doğru giden bir intercity ekspresinin makinistiyle selamlaşıyorum. Daha sonraki zamanlarda İtalyan makinistlerin Türk makinistler gibi selam vermeye meraklı olmadığını fark edecektim. Bundan sonra selamıma cevap alacağım makinist, Floransa' da bir yük treninin makinisti olacaktı.


Marotta İstasyonu hatırası.


Çiçeklerle süslenmiş bu köprüyü görünce büyüleniyorum. Gözlerim okşanıyor.


Fano İstasyonu' nda bir eurostar ile bir intercity buluşuyor. Benim için hoş bir süpriz.


İtalya' da aldığınız bölgesel tren biletleri belli bir tarih aralığı için (yaklaşık 1 aylık bir süre) düzenlenmiş olarak veriliyor. Trene binmeden önce her istasyon ve garda bulunan bu sarı cihazlara biletinizi sokup, ufak bir onay kodu yazdırmanız gerekiyor. Aksi takdirde kondüktörle aranızda ciddi problemler yaşanabiliyor. Yanılmıyorsam biletini bu cihazlara onaylatmadan trene binenlerden 50 Avro gibi bir ceza ücreti talep edilebiliyor. Bildiğim kadarıyla intercity ve eurostar gibi ekspreslerde size numaralı ve belirli bir güne ait bilet verildiği için onay cihazıyla işiniz olmuyor.


Pesaro' ya yaklaşırken. Denizle aramda demiryolu var. Bu fotoğrafı çektiğim yerin az ilerisinden itibaren yolun kenarları arabalarla dolmaya başlayacaktı. Tıklım tıklım dolu yol kenarları görecektim. Araba ve motorsiklet yığınları. Gün pazar. İnsanlar denize gelmiş. Doğal tabi.


Karnım aç. Açık bakkal, süpermarket v.s. yok. Pesaro itfaiyesinin (itfaiye = vigili del fuoco) karşısında bir gölgelik buluyorum. Yemek yapmaya karar veriyorum ortam müsait olunca.


Rimini' ye fazla yolum kalmadı. Vakit var. Anayoldan çıkıp, sahildeki engebeli ve virajlı yola girmeye karar veriyorum.


İniş çıkış döngüsü beni yorsa da çok keyifli bir güzergah. Kendimi makro çalışmaktan alıkoyamıyorum.


Nefis bir manzara.


Bir güzel manzara daha.


Bir önceki fotoğrafın daha farklı kadrajı. Muhteşem bir manzara.


Bu güzergahta daha çok ahşap bariyerler kullanılmış. Yola güzellik katmakla beraber, hoş fotoğraf konuları oluşturuyorlar.


Casteldimezzo Köyü' nde (sanırım) bir bakkal. Bakkal hanım benden bir kaç Avro kuruşu daha az alıyor iyi niyetiyle.


Bu ara yoldan batıya bakış.


Yol arada sırada uçurum kenarlarında ilerliyor.


Gabicce Monte' den Rimini sahillerine bakış.


Bir üstteki fotoğrafı çektiğim yerde bisikletli birisiyle diyalog kuruyorum. Sonrasında Rimini civarına kadar beraber gitme konusunda anlaşıyoruz. Fakat biraz fazla kafasına göre gidiyor, beni abuk sabuk yollara sokuyor, sonra kaybolup gidiyor. Daha sonra anayola yeniden çıkıp, bir solukta Rimini' ye varıyorum.

Rimini yolu seks mağazası tabelalarıyla dolu.



Rimini bana biraz "soğuk" geldi. Garı buldum. Prensip icabı garda fotoğraf çekmem gerek. Hatıra amaçlı. Fakat bir görevli beni engelliyor. Bende garın içinde çekim yapamadan kendimi dışarıya atıyorum. Dışarıda bu fotoğrafı çekiyorum.



Gardan çıkıp bir kaç kilometre güneye doğru ilerliyor ve trafikle uğraşarak hava kararmadan önce şehir merkezinin sanırım tek kampingini buluyorum. 22 Avro verdim sanırım. Keşki istasyonlarda kalmayı o zamanlarda becerebilmeyi başarsaydım. Kampinglere çok para gitti. Bu ücrete yemek ve internet dahil değil. Rimini halkından iyi bir enerji alamıyorum. Bana göre bir yer değil.

Yerleşip çadır kurduktan sonra yemeğimi yapıyorum. Susurluk' lu bakkal abimizin verdiği makarna ile yaptığım salçalı makarna. Bu yemek güzel olmadı. Zorlukla bitiriyorum. Yeterki ziyan olmasın.

Benim mekanım.


Günün geri kalan saatlerinde kayda değer bir şey olmuyor ve yatıyorum.

11. Gün bilgileri:
01.08.2010 Pazar
Güzergah: Ancona-Rimini
116.16 klm. / 769 klm toplam.
17.8 km/h ortalama. 45.9 km/h maksimum.
Seyir süresi: 06.29.36 saat. (molalar hariç)
3930 kalori


-

12. Gün: 02.08.2010 Pazartesi

Saat 6 gibi uyanıyorum ve hemen hazırmanıp bir şeyler atıştırıyor ve 7 gibi yola çıkıyorum. Kazıkçı kamp alanının görevlisi selamıma cevap vermiyor. Yolumu fazla şaşırmadan San Marino yoluna çıkıyorum.

San Marino yolunun ilk kilometrelerinde bir benzinlik kafeye girip ikinci kahvaltımı ediyorum. İtalyan usulü hızlı kahvaltı. İki kruvasan, bir kahve. Sanırım sütlü kahve.


Kruvasanlarımdan birisi vanilyalı galiba. Diğeri de çikolatalıydı.


Çocukluğumda kitaplarda gördüğüm San Marino ülkesini ilk kez görüyorum. Gördüğünüz tepenin zirvesine gün içinde tırmanacaktım. Sadece bir kaç saat sonra o zirvede olacaktım. Bölünmüş bir yol gördüğünüz üzere. Ama bisikletçilere yasak olmayan bir bölünmüş yol.


Bu ufak ülkeye biraz daha yakından bakalım.


Bir solukta İtalya-San Marino sınırına geldim. Ülkenin girişinde formalite icabı duran bir polis var. Selamlaşıyorum kendisiyle. Bu ülkeye girmemle beraber bir hayal daha gerçek oluyor.


San Marino' ya hoş geldiniz takının hemen yanında, Scotty poz veriyor.


Bu ülke engebeli bir araziye kurulu. Dünya' nın en eski devletlerinden birisi. 700 küsür yıldır bağımsızlığını sürdürüyor. Engebeli bir araziye kurulu olduğundan çıkış zorlu oluyor. Çıkışın başında birde battı çıktı tünelden geçip 39 km/h yapıyorum. Hava ısınmaya başladı. Trafik yoğun. Zorlanıyorum. Bir benzincide mola vermek zorunda kaldım.

Fotoğrafta görülen soğuk yeşil çay, beni bayağı diriltiyor. Kendime geliyorum. Çikolatalı kruvasanım da ekstra doping oluyor. San Marino korktuğum kadar pahalı çıkmıyor. Benzinciler çok iyi kalpli çıkıyor. Bana haritalı kalın bir San Marino rehber kitabını ücretsiz veriyorlar. Harita koleksiyonum için harika.Çok teşekkür ediyorum onlara.


Benzinlikten öncemiydi sonramıydı hatırlamıyorum, ama bir evin yanından geçerken bahçesinde iki tane Pitbull benzeri eleman bana gelmek istiyorlardı. Bayağı havlıyorlardı. Bahçe çitinin altında onların geçebilecekleri kadar bir boşluk vardı. O yüzden bu turun uluslararası kısmında ilk ve son kez köpek mualefeti sebebiyle bisikletimden inip, köpek bölgesinde bisikletimi elle ittirmek zorunda kalıyorum.

San Marino zirvesine belli bir yerden itibaren teleferik seçeneği var. Bitkin durumda olduğum anlarda o seçeneği prensibim olmamasına rağmen düşünmeye başlıyorum, ama San Marino' ya büyük olasılıkla bisikletle bir daha gelmeyeceğim için fırsat bir daha elime geçmez diye zirvenin çıkılabilecek en yüksek noktasına kadar bisikletle gitmeye karar veriyorum. Bu arada yokuş antremanı yapan yol bisikletçileri de sık sık gelip geçiyorlar. Sürücüler çok saygılı bize.

Bu kavşaktan sağa sapıyorum ve en dik ve zevkli kısımlardan birisi başlıyor. Yokuş dik ama nasıl zevkli olabilir? Karşılaşacağım manzaralar o kadar nefis olacak ki, dik yokuşu çıkmak bile insana koymayacaktı. Aksine daha yavaş gidildiği için maznaarayı daha bir keyifle seyretmeme olanak sağlayacaktı.


Hoş bulduk :)


Yokuşun en dik kısmının bir kaç yüz metresini hallettikten sonra doyumsuz bir manzara beni kucaklıyor.



San Marino ile aynı adı taşıyan San Marino şehir merkezinin girişine ulaştım.


Appeninlerin manzarası harika.



Şehrin girişindeki yaya geçidinde bayan bir polis, trafiği düzende tutuyor.


Zirveye ulaşmak için biraz daha yokuş çıkıyorum. Bir güzel manzara daha.


Zirve yolunun son kısmında çarşı içinden geçiyorum. Daha sonra hafif basamaklı ve çok dik bir kısım başlıyor.



Ağır yüklü olduğumdan zorlanıyorum. O sırada bir hediyelikçi arkadaş bana yardım ediyor. Zirvedeki manzara noktasına kadar. Gerçekten çok teşekkür ediyorum o arkadaşımıza.

Yaklaşık 730 metre rakımdayım. Bir turist fotoğrafımı çekiyor.


Zirveden fotoğraflar.



Bu kale bildiğim kadarıyla San Marino' nun en yüksek noktası. Şu an Monte Titano' dayım.


Aşağıya çok yavaş ve dikkatlice indikten sonra bana yardım eden gencin durduğu mağazanın yanında dinlenmeye başlıyorum. San Marino hediyeliklerimi o gencin çalıştığı işyerinden alıyorum. Fakat indirim yapmıyorlar. Olsun.. Ne yapalım.. Bisikletimi orada bırakarak az aşağıdaki likörcüye gidiyorum. Amacım satın almak değil, bakmak :) Alkollü içkileri pek sevmiyorum.

Likör mağazası uygun fiyatlı ve çok ilginç şeyleri de barındırıyor.


San Marino kenti ile belki bir gün görüşürüz diye vedalaşmadan önce şehrin girişindeki bir internetli kafede mola veriyorum. Yarım saat kadar internet keyfi yapıyor ve bir bardak kolalı granita içiyorum. Granita Sicilya' nın meşhur içeceği. İçine meyve suyu katılmış vıcık kara benziyor. Hatta ta kendisi. Fakat tüm İtalya' da var. Şu an bu satırları yazdığım Catania' da henüz gerçek bir Sicilya granitası içmemiştim.

Akabinde Cesena-Forli istikametinde ilerlemek üzere esas inişe başlıyorum. Santarcangelo Romana sapağından girdikten sonra önüme bir kamyon denk geliyor. Virajlı bir iniş olduğundan sollayamıyorum. Arkasında araçlar, benle birlikte kuyruk oluşturdu. Sonrasında can sıkıntısından sadece ön fren kullanarak inmeye başlıyorum. Aşırı ısınan ön fren takımım frenleme özelliğini kaybediyor ve resmen frenim boşalıyor. Hemen arka freni kullanıyor ve yavaşça duruyorum. Ön rotor ve kaliper sıcak tava gibi olmuş. Resmen yanıyor. Hidrolik sorunu yaşarım diye korkuyorum. Neyseki bir kaç dakikalık soğuma sürecinden sonra ön fren, frenleme işlevini geri kazanıyor ve derin bir oh çekiyorum. Bu tecrübeden öğrendim ki, bisikletin de freni boşalabilirmiş. Yeterki uygun koşullar olsun.

İtalya sınırına varıyorum. Scotty, iki ülkede aynı anda poz veriyor. San Marino ülkesinden güzel anı ve izlenimlerle ayrılıyorum. San Marino' nun güzel insanlarına teşekkür ederim.


Bir ülke değiştirmek burada çok kolaymış :)



Sınırın olduğu yerde çok zevkli geçen iniş bitmiş oluyor. Yolun kalan kısmı sanayi tesislerinin yakınında olduğundan kamyon ve TIR trafiği yoğun. Ama rahatsız etmiyorlar.

Santarcangelo Romana kasabasına sorun yaşamadan varıyorum. Bu da kasaba meydanı.


Bir şeyler atıştırmak ve tren keyfi yaşamak için istasyona iniyorum. Fotoğraftaki bina Santarcangelo İstasyonu binası.


Trafiğin yoğun olduğu bir istasyon. Tabi çoğu tren transit geçiyor. Fakat sanırım takayyüdat (geçici hız sınırlaması) var. Transit trenler yavaş geçiyor. İstasyonun kafesinden aldığım caffe freddoyu (buzlu, soğuk kahve) tren trafiği sebebiyle zor içiyorum.

Trenleri videolarken (videolar çok titrek çıktıklarından ve trenler yavaş geçtiklerinden paylaşmaya değer bulamadım) bazı anonslarda polizia ve camera sözcüklerinin geçtiği cümleler kullanılıyor ve tırsıyorum. İstasyonda kamera kullanmak yasaktır deniliyor sanıyorum ve aynı anons defalarca kez tekrarlanınca polisle başımı belaya sokarım düşüncesiyle, istasyondan uzuyorum yavaşça. Turun üçüncü bölümü olan Siena-Catania etabında gecelediğim Santa Marinella istasyonunda aynı anonsu defalarca kez dinlemiştim. Elimde o anlarda fotoğraf veya video çeken aygıt olmamasına rağmen. Meğerki "istasyonumuz polis tarafından kamera ile gözlenmektedir" deniliyormuş. Santarcangelo Romana istasyonunda boşa korkmuşum.


Normalde geceyi Cesena' da geçirmeyi planlıyordum, ama bugün erken gidiyorum. Geceyi Forli' de geçirmeye karar veriyorum.

Cesena' ya sorunsuzca varıyorum. Fakat kentten çıkmakta çok zorlanıyorum. Yol tabelaları eksik ve var olanlar hatalı yerleştirilmiş. Cesena girişinde az kalsın otoyola bile çıkıyordum. Tam bir kabus.

Cesena' dan güç bela çıktıktan sonra bir markette mola veriyorum. Limon sulu gazlı içeceklerden alıyorum. İnanılmaz güzel çıkıyor. Bir kaç kilometre ileride bir benzinlikte bir şeyler atıştırmak için duruyorum. Geride kalan limonlu içeceklerimi de hüpletiyorum ve enerjimi geri kazanıyorum. Bu arada Via Emilia' dayım. Kuzey İtalya ovalarında bisiklet sürüyorum. Bu bölümde yokuş yok. Annemle bu sıralarda telefonla diyalog halindeyiz. Bolonga' ya fazla yolum kalmadı. Yarın acaba oraya gideyim mi, yoksa Forli' den direkt Floransa' ya mı geçeyim diye düşünüyorum. Annem internetten Bolonga' ya bakıyor ve bana geri dönüyor. "Yok oğlum, iki kilise, bir kaç tarihi bina var" diyor ve kararım Floransa' ya direkt geçmek oluyor.

Forlimpopoli kasabası girişinde çevre yolu seçeneği karşıma çıkıyor. Fakat yine otoyol çıkar diye endişeleniyorum ve son anda şehir merkezinden geçmeye karar veriyorum. Ani karar değişikliğimi arkadan gelen araçlara geç bildirdiğim için bir TIR ve bir arabadan sitem kornası alıyorum :( İtalya' da bana çalınan ilk karayolu taşıtları kornaları oluyor.

Forli' ye normal bir saatte giriyorum. Modern altyapıya sahip, tarihi bir şehir beni karşılıyor. Misafirperver ve bisiklet sever bir kent. Bisiklet yolu altyapısı var. Sürücüler inanılmaz derecede medeni. Tekerleğimi yaya geçidine dokundurduğum anda duran araçlar. Bisikletli trafik ışıkları bile var.


Forli' de bir meydan.


Hava kararmadan önce kalacak yer bulmam lazım. Yol kenarındaki bir genç arkadaşa danışıyorum, hostel soruyorum. Hostel yokmuş. O da bir bayana danışıyor ve yakınlardaki kiliseye gitmemi öneriyorlar. Kiliseye gitmeden önce alışveriş yapmam lazım. Ben hemen bir süpermarkete yönlendiriyorlar. Arkadaşım benle beraber içeriye geliyor. Scotty ve Bıcır, dışarıda bağlı olarak bizi bekliyorlar. Bir paket mozerella, pirinç, ekmek v.s... alıyorum. Bu süpermerkette sadece kredi kartı geçiyor. Nakitle alışveriş yapılamıyor. İlginç br uygulama.

Rimini yolunda sıkça gördüğüm seks mağazalarının neden yaygın olduğunu anlamaya başlıyorum. Bana yardım eden genç arkadaşımız süpermarkette kaşla göz arasında hemen bir partner buluyor. Bu işler gerçekten çok kolay işliyor o yörede. Tabi konuşmasını bilene :)

Akabinde beni kiliseye yönlendiriyorlar. Çok teşekkür ediyorum arkadaşımıza. Kilisenin girişini bulmakta zorlanınca karşı taraftaki bahçeli bir yapıya yöneliyorum. Bir amca ile diyaloğa geçerek kalmak için izin istiyorum ve kiliseye gitmemi öneriyor. Bisikletim orada kalıyor ve benle beraber kiliseye geliyor. Kilise bahçesinde kilise izcileri var. Adam derdimi onlara aktarıyor. Onlarda papazı buluyorlar ve derdim papaza aktarılıyor ve kilisede kalabileceğimi öğreniyorum. Scotty ve Bıcır' ı hemen kilise bahçesine götürüyorum. Bir süre sonra papaz büyüğüm geliyor ve benle tanışıyor. saat 21.00' de içeriye gelmemi istiyorlar. O saate kadar yemek işimi hallediyorum. Mozerellanın sade yenmesinin zor olduğunu anlıyorum. Tamamen tuzsuz bir peynir. Ekmek arası bile zor yeniyor. Bir kilo muz tükeniyor o arada.

Bu gece kalacağım Forli Santa Maria del Fiore kilisesi.


Buda kilise bahçesindeki bir güzellik.


İzci arkadaşlarımız ilk başta bayağı ilgi gösteriyorlardı ama sonrasında kendi aralarında eğlenmeye başladılar. Bisikletle o kadar uzun bir yolda olmam onları şaşırttı. O akşam anladım ki, İtalya' da uzun yol bisiklet kültürü yok. Daha sonraki haftalarda bu görüşüm kesiniyet kazanacaktı. Yollarda İtalyan kökenli bagajlı bisikletçi görmekte zorlandım. Antreman yapan yol bisikletçileri çok fazla. Ama uzun yolcu çooooooookk nadir.

Papaz büyüğüm sözünü ettiği saatte gelip, beni içeriye aldı. Nerede kalacağımı gösterdi. Çekyat benzeri bir yatak açtı ve tuvaletin yerini gösterdi. Akabinde Scotty ve Bıcır' ı kilise içine almamda bana yardım etti.

Papaz büyüğüm bir kez bile dinimi sormadı. "Sen Türkiye' den geldin, seni barındırmam filan" demedi. Allah gani gani razı olsun.

12. Gün bilgileri:
02.08.2010 Pazartesi
Güzergah: Rimini-San Marino-Forli
103.02 klm. / 872 klm toplam.
15.5 km/h ortalama. 42.3 km/h maksimum.
Seyir süresi: 06.38.29 saat. (molalar hariç)
3783 kalori
----------------------------------------------------- Bu blog sayfasında yer alan fotoğrafların telif hakları aksi belirtilmedikçe Baki Berk Kayalar' a aittir. Maddi amaç güden çalışmalarda izin almadan kullanılması telif hakları yasasına göre suçtur. Maddi amaç gütmeyen kullanımlarda ise kaynak belirtilerek yayınlanması önemle rica olunur. Öneri ve destekleriniz için baymineral@gmail.com adresinden bana ulaşabilirsiniz.
Bu blog sayfasındaki tüm yazılı ve görsel materyallerin (sponsor ve kardeş site bağlantı logo ve yazıları ile gazete küpürleri hariç) telif hakları Bâki Berk Kayalar' a aittir. Kullanmak istediğiniz görsel ve yazılı materyal için baymineral@gmail.com adresinden Bâki Berk Kayalar' a ulaşabilirsiniz.

Saygılarımla.