Bisiklet turlarimin finansmani icin sanatsal olan fotograflarimin telif haklarini satisa cikarmaya karar verdim. Ilgilenen olursa sayfanin ozel mesaj butonundan veya baymineral@gmail.com adresinden satin almak istedikleri fotograflarin linkleri ve fiyat teklifleriyle birlikte bana ulasabilirler. - Baki Berk Kayalar

20 Şubat 2011 Pazar

Siena-Catania 5. Bölüm: Sapri - Catania- 21-23.10.2010


21.10.2010 Perşembe (Siena-Catania 9. gün)

Gece telefonumun şarjı kısa devre sonucunda yeniden bitince telefonumu şarja tekrar bağlamak zorunda kalmıştım. Fakat bu sıralarda, uyuduğum bekleme salonunda beliren ve güvenli görünmeyen tipler uykumu kaçırmıştı. Birde horlayan birisi vardı. Şarj dolana kadar çiğ kestane yiyerek vakit geçirdim. Sonrasında 1 saat kadar daha uyukladım ve yola çıkış kararı aldım.
Sapri İstasyonu' ndaki konaklama noktam.


05.15 gibi resmen uyanıp 15 dk.' da hazırlandım ve yola çıktım. Bu gece uyku tulumumu bile sermeden uyumuştum. Bu yüzden bu kadar sürede hazırlanabildim.

Zifiri karanlıkta yola çıkıverdim. Acquafredda yolundaki yokuşu karanlığın içinde, çoğu zaman ön flaşörümü bile yakmadan çıktım. Trafik yok gibiydi. Deniz, yolun aşağısında gürlüyordu. Güvenlik açısından arka flaşörlerim açıktı tabi. Zifiri karanlık altında bisikletle sessizce yol almak inanılmaz bir duygu. Yolun sınırlarını gördüğüm müddetçe sorun yok. Ağaçların Ay ışığını kestiği bir noktada mecburen ön farımı açmak zorunda kaldım. Yolun sınrını göremiyordum çünkü. Acquafredda' ya yaklaşırken yokuş hava karanlık olmasına rağmen nedense pek bitmek bilmedi. Ha bitti, ha bitecek diyordum. Kurşunlu-Mudanya yolundaki rampalar ayarında bir rampadan bahsediyorum. Nitekim en çıkışın bir inişi vardır. Çıkışın sonunda yanlış görmediysem betonlanmamış ham bir kısa tünelden geçtim. Kayalık bir tüneldi. Tabiki ışıklandırmanın zerresi yoktu. Acquafredda inişi güzeldi. Tabi bu iniş de bitmek bilmedi. Kasaba içerisi aydınlatılmış olduğundan benim için sorun yoktu. Kimsecikler yoktu. Sakin ve huzurlu bir yer. Acquafredda' ya yaklaştığım sırada Bazilikata bölgesi sınırlarına girdim. Bazilikata bölgesinin Tiren Denizi' ne olan kıyısı çok az. Bu yüzden bu bölgede gece kalmayacağım.

Yola yakın bir yerde bulunan Acquafredda İstasyonu' na uğruyorum. Bu saatte oldukça ıssız. Tren saatlerine baktım ve günde en fazla bir kaç trenin burada durduğunu gördüm. Bu istasyonda çok rahat gece geçirilebilirmiş.


Acquafredda' dan sessizce ayrıldım. Maratea' ya doğru yol alıyorum. Gün ağırmaya başladı. Demiryolu kah üstümde, kah altımda, kah sağımda, kah solumda. Kıvrıla kıvrıla ilerlediğim coğrafya, günün aydınlanmasıyla birlikte kendini belli etmeye başlıyor.


Acquafredda ile Rotondella kasabaları yan yana. Burnun ucunda görünen yerleşme Rotondella. Uzakta görünen ise Sapri.


Maratea' ya yaklaşırken yeni yapılmış bir tünelden geçiyorum. Bu yörede yavaş gidiyor ve yolun tadını çıkarmaya çalışıyorum.




Maratea' ya yaklaşıyorum. Burundaki bu köyler Fiumicella ve Santa Venere. Maratea' nın hemen yanındalar.


Geride bıraktığım yol. 


Maratea' nın güneyindeki 624 metre rakımlı dağın tepesine Brezilya' dakine benzer bir heykel konmuş. Sanırım bu da Brezilya' daki gibi bir Hz. İsa heykeli.




Scotty ve Bıcır tam yüklü.


Maratea' daki bir benzinlikte kahve ve kahvaltı molası. Caffé Bresiliano söylüyorum. Oldukça şık görünüyor, ama içinde likör mü vardı, kahvenin kendisi aşırı mı sertti bilmiyorum ama tadı bir garipti. Olsun. "Likör mü var bunun içinde" diye sorduğumda kahveci bayanlar "yok" dediler ama.. Bizim kültürümüzde çözünebilir kahve ve Türk kahvesi dışında pek fazla kahve türü olmadığından hiç bir fikrim yok. Bu arada iki-üç taze kruvasan bana katık oluyor :)


Yol Maratea' da deniz seviyesine kadar inmiyor. Bu yüzden kasabanın çıkışındaki yokuş o kadar sert değil. Bu fotoğrafı çekerken arka planda deli gibi havlayan iki köpecik vardı.


Maratea çok güzel bir yermiş.



Trenlerin pek durmadığı Maratea İstasyonu çok aşağılarda. İstasyonun bir kısmı tünelin içinde.



Açıkcası buradan zor ayrılıyorum. Ben buraya resmen bittim. Bir daha mutlaka en azından bir kaç gece geçirmek için buraya tekrar gelmek istiyorum.






Maratea' dan sonra. Demiryolu buralarda denizi pek göremiyor. Trenler dağların altından gidiyor genelde.







6-7 kilometre daha gittim. Marina di Maratea köyünden geçtim. Kısa iniş çıkışlı ve bol virajlı ve ağaçlı çok güzel bir yol. Bir yerde yol kenarındaki incir ağaçlarına dayanamayarak göz hakkı payımı topladım.Yolun en zevkli kısımlarından birisi sona ermek üzere. İniş öncesinde güney yöne bakış. Aşağıdaki düzlüğe ineceğim.




Düzlüğe inerken 1-2 kısa tünelden daha geçtim.

Bu fotoğrafta az önce geçtiğim yola bakıyoruz. İncecik bir çizgi. Buralarda Bazilikata bölgesinden çıkıp, Calabria bölgesine giriş yaptım.


Napoli' den beri takip ettiğim SS 18 numaralı karayoluyla olan beraberliğim devam ediyor.Kısa ama yokuş yukarı olan bir tüneli geçmek üzereyim.




Tünelden rahatça geçtim.


Praia a Mare köyünün yukarısından geçen SS 18 numaralı karayolunda ilerlerken daha uzun, 750 metrelik bir tünelden geçiyorum. Bu tünel geçişimi bu şekilde videoladım.


 Praia a Mare sahili.




Geçtiğim tünel.


Scalea' ya yaklaşırken çok sayıda viyadükten geçiyorum. Bu viyadüklerin çoğu oldukça yüksek. Yükseklik korkum kabarmaya başlıyor. Yakın zamanda yapılan bu güzergahı kullanmasaydım viyadüğün aşağısındaki yolda kıvrıla kıvrıla ilerleyecektim.





Scalea' ya tatlı bir yokuşla inerken bir benzincide kısa bir mola veriyor ve soru soran insanlarla karşılaşıyorum. Akabinde Scalea' ya sorunsuzca inip, hiç durmadan yola devam ediyorum. Bugünlük pek yokuş kalmadı. Yol genellikle dümdüz. Bir noktada (sanırım Granata' da) manav benzeri bir işletmeden muz ve Tunus hurması satın alıyorum ve devam ediyorum. Voltajım düşmeye başlayınca aldığım bir kilo muzu, Diamante köyü yakınlarındaki bir gölgelikte voltajımı yükseltmekte kullanıyorum. Hurmaları da tattım ama tatlandırmak için gereğinden fazla şeker basmışlar. Umarım sağlığa zararlı türden şeker değillerdir.


Diamante İstasyonu, anayola cepheli. 


Belvedere Marittimo.


Kısa bir yokuş daha çıkıyorum. Sanırım buralarda önümde tünellerin olduğuna dair beni uyaran sürücüler vardı ama tam hatırlamıyorum. Nitekim buralarda bir dizi tünel olduğunun farkındayım. Buralarda bir zeytin ağacının  gölgesi altında mola verdim. Sapri yolundaki benzinci bayanın bana verdiği bisküviler bu molada bitti.





Haritama göre burada beş kısa tünel olması lazımdı, ama üç tünel çıktı. Tünellerin çoğu yokuş aşağı idi e aralarında viyadükler vardı. Son tünelden sonra indiğim bir kasabadan geçerken (sanırım bu kasaba Cetraro) bir genç bisikletçi benle yarışmaya mı kaldı ne oldu bilmiyorum, ben genci geçtim, genç bana yetişmeye çalıştı ama pes etti.

Acquappesa köyü yakınlarındaki bir benzincide bir mola daha verdim. Bu benzinci demiryoluna komşu ve ağaçlık. Mola vermeyim de ne yapayım.



Hafif bir yokuş daha çıktım ve demiryoluna baktım. Buranın az ilerisinde yol ikiye ayrılıyordu. İkiside tünele giriyordu. Ben soldaki anayolu tercih ettim. Şu an Guardia Piomentese Marina yakınlarındayım. Anayoldan devam edince ilki 1008, ikincisi 393, üçüncüsü 305 ve dördüncüsü 1224 metre olan bir dizi tünel ve tabiki bolca viyadükle karşılaştım. İnanılmaz derecede büyük bir zevk aldım. Kimse bir şey demedi. Bu kadar tünel ve viyadüğe resmen hazırlıksız yakalandım. Muhteşemdi. Bu varyanttan geçerken heyecanımdan ve durdurulma korkumdan hiç durup ta fotoğraf çekemedim ve kesin kayıtları alamadım. Şansıma Google Street View bu varyantı adım adım kaydetmiş ve bu sayede bu tünellerin metre bilgilerini bizzat öğrenmiş oldum. Google Maps ve benzeri uygulamaları bizlere sunan Google yöneticilerine çok teşekkür ederim.



Paola' ya yaklaşıyorum. Arada bir viyadüklerde mola veriyor ve kamyonların viyadükleri çok salladıklarını fark ediyorum. Korku verici. 


Paola' da çevre yolunu kullanmamaya karar veriyorum ve karşılaştığım dik şehir içi yokuşu sebebiyle pişman oluyorum. Anayola tekrar ulaşmakta bayağı zorlandığımı da itiraf etmeliyim. Anayola tehlikeli bir kavşağı kullanarak geri dönebildim.

Artık resmen acıkmaya başladım. Hem bu satırları yazdığım anlarda, hemde Paola kasabasından çıktıktan sonra. Düz ve hafif inişli yolda yüksek bir ortalama tutturdum. Artık nerede kalacağıma dair planlar yapmaya başladım. Şu kasabada mı olsun, yoksa bu kasabada mı filan.

Bugün yol boyunca kertenkeleler emniyet şeritlerinde boy gösteriyorlardı. Kertenkelelerin çoğu korkup kaçarken, bazılarını zil çalarak uyarmam gerekti. Bazen sincap bile gördüm. 

Fiumefreddo Bruzio'da yolum köy meydanının yanından geçiyordu. İnsanlar bir şey için toplanmışlar. Burada mı kalayım diye düşünüyorken vazgeçtim. Bu meydana yaklaşırken kısa bir tünelden daha geçtiğimi de hatırlatayım. Fiumefreddo Bruzio' dan sonra (uzun süreli ağır spor etkinlikleri yapanlar bilirler) duvara çarpma etkisi yaşadım. Voltajım tamamen düşmeye başladı. Acilen ilk genişlikte mola verip uzun süredir benimle seyahat eden halis mulis esmer Türk kuru kayısılarını devreye soktum. Bunları bunun gibi acil durumlar için saklıyordum. Kayısılar beni çok şükür diriltti ve yola devam edebildim. Geceyi kesinlikle yakınlardaki Longobardi Marina' da geçirmeye karar verdim.

Longobardi Marina köyüne yaklaşırken, yani acil durum yaşadığım noktanın bir kaç yüz metre ötesinde, yolun karşısında bir süpermarket gördüm. Resmen vaha ile karşılaşmış gibi olduğumu söylemem gerek. Aralarında deodorantında olduğu, çoğu gıda olan bir grup şey aldım ve yolun karşısına geçip istasyon ve sahile bakınmaya başladım. Sanırım ilk başta plajda uyumayı düşündüm. Fakat çok rüzgârlıydı. Her tarafımın kum dolmasını da istemedim. Akabinde bir amcadan yardım alarak istasyonu buldum ve oraya kuruldum. Trenlerin çok az durduğu bir durak. Etrafta kimsecikler yok. Trenler vızır vızır geçiyor.


Raylara güvenli bir uzaklığa çadırımı kurdum ve yemeğimi yedim. Ortalık aydınlıkken bir ara bir kaç genç peronda göründü ama sonra gittiler. Gece boyunca trenlerin rüzgârları (burada 150-160 km/h yapıyorlar) çadırımı kasıp kavurdu. Çadırım trenlerin rüzgârları yüzünden içinde ben olmama rağmen çadırımı devirecek gibiydi. Gece bir ara ayak sesleri duydum ama sonra ayak seslerinin sahibi olan kişi, çaktırmadan gidiverdi. 

21.10.2010 Perşembe
Sapri-Longobardi Marina
122.83 klm - 3638 klm toplam.
16.5 km/h ortalama, 47.7 km/h maksimum hız.
07.25.50 saat (molalar hariç seyir süresi)

-

                                              22.10.2010 Cuma (Siena-Catania 10. gün)

Gece boyunca trenler uykuma eşlik etti. Bilimum cinste ekspresler, yük trenleri çadırımı sarsıyorlardı.

04.15' te kalktım ve ilk iş olarak hemen toparlandım. Geçen onlarca trenden sadece ikisini videolamışım.


Geceyi bu noktaya kurduğum çadırımda geçirdim. Raylara uzaklığım yaklaşık 3-4 metre idi.



05.50' de hareket ettim. Zifiri karanlıkta dört kısa tünelden geçtim ve Amentea' daki bir benzincide kısa bir mola verdim.


Amentea çıkışında 978 metrelik bir tünelden geçerek sabah kahvaltımı yapmış oldum. Sabah sabah kahvaltıda tünel yemek çok tatlı oluyor.

Campora San Giovanni' de demiryolunun öteki yakasına geçiyorum. Burada iki trenin buluşmasına tanıklık ediyordum. Bu buluşma bana çok romantik gelmişti.


Bu bölgede rüzgâr çok etkili. Yanlardan kuvvetlice esip, beni bayağı etkiliyor. Yol dar olduğu için zor anlar yaşıyorum.








Falerna Scalo' dayım. Bu benzincide mola verdim. Hem bir şeyler atıştırdım, hemde hafıza kartlarımdaki fotoğrafları bilgisayarıma boşalttım.




Capo Suver' deyim. Yani Suver Burnu. Burada dün Maratea çıkışında topladığım incirleri yedim. Türk incirleri kadar iyi değillerdi. Burada bir Intercity ve bir Eurostar ekspresi buluşuyor. Bugün trenleri buluşturuyorum. :)



 Capo Suver' den sonra rüzgâr mualefeti devam ediyor. Buralardaki kilometreler çok yavaş ve sıkıcı geçiyor. Santa Eufemia Lamezia' dan geçiyorum. Bu satırları yazarken, 5 Aralık 2010 Pazar günü Santa Eufemia Lamezia' da yaşanan elim kazada vefat eden 8 bisikletçiyi saygı ile anıyorum.

Santa Eufemia Lamezia' daki havaalanın önünden geçerken uzun bir viyadükten geçiyorum. Söz konusu viyadüğün iki girişinde d mesafe bilgisi yok. Bu yüzden kaç metre uzunlukta olduğunu bilmiyorum ama 2 kilometre civarıydı.

Bir virajı dönünce rüzgârı arkama aldım ve keyfim yerine geldi. Hızım arttı. Canım bir benzincide durmak istedi. Durmak üzereyken kollarımı bedenime yaslayım dedim ve o anda büyük bir acıyla irkildim. Uzun kollu polarımın içine nereden girdiği belli olmayan bir arı beni sol koltuk altımdan sokmuştu. Polarımı üzerimden hemen çıkardıktan sonra önümde sarı bir eşek arısı beliriverdi. Benle alay eder bir hali vardı. Hemen amonyağımı çıkartıp sokulan yere tatbik ettim. Öyle fena oldum ki az kalsın hastanelik olacaktım. Gözlerim kararıyordu. Benzinciler şoku atlatmama yardım ettiler.

Söz konusu benzinliğin karşısında bir rüzgâr enerji santrali var.


Kendime kahve ısmarlayıp neşemi yerine getirdim. Önümde Vibo Valentia rampası olduğu için neşeli olmam gerekiyor.


Sokulan yöre. Bu sabah deodorant sıkmıştım. Olayın faili olan arı deodorant kokusuna geldi galiba. Siz siz olun doğaya çıkarken kesinlikle parfüm kullanmayın. 


Rahatlamış olarak yola devam ediyor ve bir düzlüğü rahatça geçiyorum.



Pizzo  yakınlarındaki demiryolu viyadüğü. Yolcu trenlerinin buradaki hızı 150 km/h civarı.



Viyadükte yol çalışması yapılırken aşağıya işçi, alet, balast taşı v.s. düşmemesi için gerilmiş güvenlik ağı.



Rampanın başlangıcına yaklaşırken turunçgillerle dolu ağaçların yanından geçiyorum. İlk çıkışın başı biraz dik. Zorlanıyorum ama geçiyorum. Manzara panoramik. Aşağıda Pizzo kasabası yer alıyor.



Yol boyundan görüntüler.



Bir manzara fotoğrafı daha. Santa Eufemia Körfezi.


Longobardi kasabasında bir molam oldu. Bu kasabada trafik biraz sıkışık. Benzinlikteyim. Benzinliğin arka bahçesinde bir portakal ağacı gördüm ve bir kaç tanesini emanet olarak aldım. İkisini oracıkta yedim, diğer ikisini ise acil durum kiti olsun diye gidon çantama sakladım.


Vibo Valentia Marina kasabasının yukarıdan görünüşü.



Esas çıkış başlıyor. Yokuş biraz dik, ama çok boğucu değil.


Vibo Valentia kentine kıvrıla kıvrıla tırmanırken manzarayı seyre dalıyorum.





Vibo Valentia' dan görüntüler. Bu kentin rakımı 478 metre.



Bir marketten alışveriş yapıyorum. Büyük bir kutu ton balığını (yarım kiloluk) 2.5 Avro' ya bulunca hemen alıyorum. Bunun dışında 1.5 Avro' ya kırmızı renkli bir içecek ve 1 Avro' ya konserve mısır alıyorum. Bu sırada market önünde bekleyen lise öğrencileri beni şaşkınlıkla izliyorlardı. İlerideki bir benzincide durup telefonumu şarj ettirdim ve fırsattan istifade ederek öğle yemeğimi yedim. Benzincide takılan bir adam ton balığıma laf etti. Yok kalitesizmiş falan filan. Ucuza konserve balık buldum yemeyim mi.. Balığın yağını da ziyan etmeyip içtim. Balığın hepsini bitiremeyince güzelcene torbaya koyup Bıcır’ a yerleştirdim.



Balığın yağını içmem ağır geldi. Bu yüzden çok sert ve yokuş yukarı pek olmasa da Vibo Valentia’ dan sonraki birkaç kilometrelik düz ağırlıklı yol benim için zor geçti. Ama bana kalori lazımdı. Yanımdaki her gıdayı sonuna dek kullanıp, en yüksek verimi elde etmeye, hiçbir şeyi ziyan etmemeye çalışıyorum.

İnişler tatlıydı. Zeytinliklerin olduğu bir bölgeden geçerken ufak sinek bulutlarının içerine girip çıktım. Rahatsız ediciydi. Pek çok köyden transit geçtim. Mileto’ da yolun bana göre solunda küçük bir kız benimle ilgili konuşuyordu. Yine bir zeytinliğin içinden geçerken bir koyun sürüsünün köpekleriyle kısa bir gerginliğim oldu. Bu bölgede yaklaşık 20 kilometre boyunca hiç durmadım. Rosarno’ da portakal bahçeleri arasındaki bir benzincide atıştırma molası verdim. Ortalık mis gibi portakal çiçeği kokuyor. Geceyi Gioia Tauro’ da geçirmeyi planlıyorum. 

Rosarno molamdan.



Rosarno çıkışında demiryoluyla yan yana gidiyorum.


Gioia Tauro yolu.



Rosarno’ dan sonra yol dümdüz olmasına rağmen hafif bir çıkış var. Gioia Tauro’ ya dik bir inişle giriş yapıyorum. Gioia Tauro’ dan sonra Palmi rampası var. Gioia Tauro’ da kalmayı düşünüyordum ama vazgeçmeye başladım. Kesinlikle çok kötü bir kasaba. Hiç tekin görünmüyor. Burada biraz korktum. Karşıma koşarak bir çocuk gelip birde “çekilll” diyince biraz daha tırstım. Yol burada çok bozuk. Burada kalmaktan vazgeçiyor ve Palmi’ ye doğru devam ediyorum. İlk müsait yere kurulacağım. Bir bahçede çalışan amcaya orada kalıp kalamayacağımı soruyorum. Olumlu yanıt verdiğini zannedince bisikletimi bahçeye sokmaya çalıştığımda “ne yapıyorsun sen” şeklinde çıkışmaya çalışıyor. Hafiften gerginlik. Allah büyük.. Yola devam ediyorum. Palmi rampasını ağır ağır tırmanıyorum. Yol dar. Trafik fazla. Diğer araçlar beni biraz rahatsız ediyor. Bir benzinlik görünce hemen içeri girip yetkili birisini buluyorum. Orada kalıp kalamayacağımı soruyorum. İçeride mi dışarıda mı diyor. Bir yandan boş olan bir benzinci mağazasını göstererek. Ben dışarıda diyerek arka taraftaki sahayı gösteriyorum. Nitekim olumlu yanıt aldım çok şükür. Ertesi gün Catania’ ya ulaşmayı deneyeceğimden mat+uyku tulumu şeklindeki döşeğimi kuruyor ve yemeğimi yiyorum.






22.10.2010 Cuma
Longobardi Marina-Gioia Tauro
120.16 klm - 3759 klm toplam.
16.2 km/h ortalama, 46.0 km/h maksimum hız.
07.24.13 saat (molalar hariç seyir süresi)
3759 kalori

---


                                              23.10.2010 Cumartesi (Siena-Catania 11. gün)


Bu gece de çok maceralı geçti. Ay’ ın pırıl pırıl parladığı bir gece. Dolunay altında açık havada uyku tulumunda uyuyorum. Uykumun bir yerinde.. Saat 02.30-03.00 gibiydi herhalde bir çıtırtı sesine uyandım. Garip bir ses geliyor. Bir baktım birkaç metre ötemde bir hayvan. Vahşi hayvan mıydı, köpek miydi anlamadım ama o anda ben “dööööööööööööööyyyyyyyyyyyytt” diye bağırınca hayvanın dört nala panikle dümdüz bir çizgide koşarak kaçması bir oldu. Çok korktu zavallı J Tabi bende korkmuştum o ayrı. Tam bir vahşi yaşam vardı. Gece trafik gürültüsü de azaldığından nefis bir ortam oluşuverdi. Beyaz bir baykuş gördüğümü bile hatırlıyorum.

04.15 gibi yola çıktım. Trafikten eser yoktu. Palmi’ ya yaklaşırken hemzemin geçit tabelası gördüm ama demiryolu yoktu.Palmi’ de kahvaltı ve kahve molası verdim.




Palmi rampasını karanlıkta ağır ağır tırmanırken dolunay bana eşlik ediyordu. Yolumu aydınlatıyordu.
 


Palmi rampası sonunda bitti. Burası zirve noktası. Rakım 544 metre civarı. Catania’ ya kadar bir daha bu kadar yokuş çıkmayacağım. Sadece 220 metre rakımlı Acireale rampası var.




Turun en güzel yerlerinden birisi. Messina Boğazı bir virajı döndükten sonra görünmeye başladı. Bagnara Calabra’ nın yükseklerindeyim. İyi bir fotoğraf makinesiyle bu görüntüyü görüntüleyemediğim için buruk bir mutluluk duyuyorum.



Tiren Denizi. 



Manzaranın tadını çıkarta çıkarta, yavaş yavaş iniyorum.



Messina Boğazı.





Bagnara Calabra kenti ve Messina Boğazı. Birazdan Bagnara Calabra’ ya ineceğim.





Burası yokuşun dikleştiği bir nokta. Scotty ve Bıcır burada zor duruyorlar.




Bu kapının ardında derin bir uçurum var. Cennete yada cehenneme açılan bir kapı olarak gördüm. Arkasında yürünecek bir düzlük bile yoktu.




SS 18’ de 500. kilometreyi devirdim. Bu yol Napoli’ de başlıyor ve Reggio di Calabria’ da bitiyor.




Yokuş etkili ve sürekli olduğundan çok yavaş iniyorum, inerken de balataları fazla ısıtmamaya özen gösteriyorum. Bu noktada geçtiğim yol resmen düğüm gibi görünüyor. Gördüğünüz köprüden az önce geçtim. Az sonra altından iki defa geçeceğim.




Bagnara Calabra İstasyonu.



Boğaza yaklaşıyorum.



A3 otoyolundaki viyadüklerden birisi.



Bagnara Calabra’ da pek durmadım ve yola fazla mola vermeden devam ediyorum. Akşama Catania’ da olmak istiyorum. Bu kesimde demiryolu ve SS 18 karayolu kol kola gidiyorlar.





Messina Boğazı’na gelmek üzereyim. Sol tarafta Scilla Köyü’ nü görüyorsunuz.


Deniz çok temiz gözüküyor.

 
Kısacık bir tünelden geçeceğim.



Geride bıraktığım manzaralar.




Scilla. Çok tatlı bir köy. Çok hoşuma gitti. Fotoğrafın sol alt kısmında eski demiryolu tünelinin girişini görebilirsiniz.






Yol boyunca defalarca kez bilmem kaçıncı kilometre de yol kapalı diye tabelalar görüyor ama dikkate almıyordum. Bunlardan bir tanesini dün Amentea çıkışında gördüğümü anımsıyorum. Nitekim yol kapalı levhaları Scilla’ da sıklaşmaya başladı ve boşalan yolda karşı yönden gelen yüksüz bir bisikletçinin varlığı benim içime biraz endişe düşürdü. Yolun sonunda, yolun beton bariyerlerle tamamen kapatıldığını fark ettim. Scotty ve Bıcır’ ı orada bırakıp birkaç yüz metre yürüyüp yola baktım. Ama çok virajlı olduğundan ilerisini göremedim ve şansımı denemeye karar verdim. Scotty ve Bıcır’ ı ayırdım ve ayrı ayrı öteki tarafa atlattım ve devam ettim. Kaybedecek hiçbir şeyim yoktu. Boğazı geçmek için Villa San Giovanni’ ye varmama birkaç kilometre kalmıştı ve o birkaç kilometreyi aşmak için kendimi etkili ve sürekli yokuşlarla dolu, zirveleri aşağıdan görünmeyen bir dağ yoluna girmek istemiyordum.



Yolun kapanmasına sebep veren noktaya sonunda ulaştım. Heyelan olmuş ve yol kapanmış. Temizlik çalışması yapılıyordu. Beni görünce yetkililer şaşırdı ama yapacak bir şeyim yoktu. Müsait bir anda bana geçiş izni vereceklerdi. Bu arada karşı yönden gelen yol bisikletçilerini geri çevirdiler. Çünkü onlar geri dönüş için bu noktadan tekrar geçeceklerdi. Yolun korktuğum kadar kötü bir şekilde kapanmamış olduğunu görmek beni çok sevindirdi.
 







Villa San Giovanni’ ye yaklaşıyorum. Hava mükemmel. Moralim yerinde.
 




 Villa San Giovanni’ ye girdikten hemen sonra feribot iskelelerinden birisini buldum. Bilet gişesine yanaşıp bilet almak istediğimi belirtti. “Geç geç” dediler. Bisikletimi dayayıp tekrar bilet istedim ve yine bana aynı sözleri tekrarladılar ve çok mutlu oldum. İDO feribotlarında bisiklet için yolcu ücretine yakın bir para alınıyorken, Messina Boğazı’ nda bisikletçiden yolcu parası dahi alınmadı. Helal olsun.

Feribot ben bindikten kısa süre sonra hareket etti. Bolca ağır taşıt vardı. Aralarından rahatça sıyrıldım.





 Scotty ve Bıcır devrilmesinler diye oradaki bir halatla kadrodan bağladım.

 
Messina Boğazı.






Feribotumuz Messina’ ya kısa sürede vardı. Sicilya Adası’ na sonunda teker bastım. Bir hayalim daha gerçek oldu. Feribottan hızlıca inip Catania yoluna çıkmaya çalıştım. Bir marketten şampuan alıp Messina trafiği içinde yoluma devam etmeye çalıştım. Bu sırada Messina trafiğinin cazibesine dayanamayan zincirim kopuverdi. Ben kaldırımda tamir yapmaya çalışırken yanımdaki apartmandan bir grup ipsiz tip benle dalga geçiyorlardı. Bu sırada birisi bana ilerideki bir bisikletçiyi gösterdi. Zincirim tamda yerinde kopmuş. Bisikletçinin önünde. Mimmo Parrello abimizle tanıştım. Sanırım eski yarışçılardandı. Bana gerçekten çok yardımcı oldu. Zincirimi hiç kullanılmamış yeni bir zincirle değiştirdi, uzunca süre benim bisikletimle ilgilendi ama bu işin sonunda tek kuruş para almadı. Cennetlik insan. Mimmo abimizin bir arkadaşı da oradaydı. Sıcakkanlı bir dost. Bana ilerleyen dakikalarda sıcak sütlü kahve getirdi. Alışveriş yapıp geldim ve onlara muz ikram ettim ama ikramımı kabul etmediler J Ne güzel insanlar. Allah onlardan gani gani razı olsun.


Mimmo abimle vedalaştıktan sonra Catania yoluna koyuldum. Fakat Messina’ dan çıkmakta zorlandım. Yolu bir türlü bulamıyordum. Hava da bulutlanmaya başladı. Rahatsız edici bir durum. Nitekim sonunda yolun ucunu buldum. Hafiften yağmur başladı ve zemin tehlikeli hale geldi. Messina’ dan çıktıktan sonra trafik yoğunluğu ve sinyalizasyon sayısı azaldığı için çok rahatladım.



Bu bölgede her biri ayrı adla olan onlarca ufak kasaba var. Ali Terme’ ye yaklaşıyorum. Buralarda öğle tatiline girmek üzere olan, yolun karşısındaki bir benzincide ihtiyaç molamı son anda vermiş oldum. Hemde yağmurdan korundum.


Az kaldı ha gayret. Karşılaştığım ilk Catania levhası. Çok mutluyum.





Tatlı iniş çıkışlar bu yörenin hakimi. Yağmur çok fazla yağmıyor olduğundan beni fazla rahatsız etmiyor.




Ali Terme caddelerinde tehir kapatmaya çalışırken dikkatsizce karşıdan karşıya geçmeye çalışan birisine az kalsın çarpıyordum. Derin bir oh çekmiştim.

Santa Teresa di Riva sahili.


İlerisi Sant’Alessio Siculo Burnu. Bu burnu Taormina zannediyordum. Ama Taormina’ ya daha varmış. Bu burnu geçerken dik bir kısa yokuşla karşılaşacaktım.



Devam.



Taormina Burnu göründü.


Letojanni.



Letojanni’ de iki tane kısacık tünel var.



Taormina.




Taormina’ daki yarı açık kısa tünel.





Taormina İstasyonu’ nda gofret molası veriyorum. Şansıma buluşma bekleyen bir bölgesel ekspres var. Mola fazla sürmüyor ve hemen yola devam ediyorum.





Taormina’ dan sonraki bir benzinlikte Vibo Valentia yolundaki benzinlikte edindiğim ve acil durum kiti olarak sakladığım iki portakalı lüpletiyorum. Bunlar bana bir süre daha yakıt olacaktı.

Catania il sınırı. Çok mutluyum. Pedal pedal yaklaşıyorum o güzel şehre. Hayallerimin şehrine.




Etna tabelaları görünmeye başladı.



Geçmediğim bir hemzemin geçit.



Ha gayret.. Az kaldı.



Circumetnea dar hat demiryolu. Rayları parlak görmek beni çok mutlu etti. Bu hattın aktif olduğundan pek emin değildim. Yer Giarre.



Etna beni ilk buluşmamızda kendinden saklıyor. Bulutları kendine siper edinmiş. Nitekim birkaç hafta boyunca bulut yoğunluğu sebebiyle Etna’ yı hiç göremeyecektim.



Turun son ciddi yokuşu Giarre’ den itibaren başladı. Günün yorgunluğu beni etkilemeye başladı. Sadece 220 metre rakıma çıkacağım ama bugün zorlanıyorum. Giarre geçişinde ve bir yerleşimde daha zemin geniş parke olduğundan çok sarsıcıydı ve böyle bir sarsıcı zeminde yokuş çıkmak, hele birde trafik varken çok can sıkıcı oluyor. Giarre çıkışında bir benzincide durup şişemi doldurttum ve su oldukça lezzetli çıktı.

Demiryolu aşağıda kaldı.



Yol bitmek bilmiyor. Daha Acireale’ ye bile gelmedim. Yokuşun sonlandığı noktadaki manzaralı benzincide normalden pahalı olsa da iki ufak şişe soğuk çay aldım. Birini orada içtim ve hemen yola devam. İniş başladı çok şükür. Acireale kuzey girişindeki kavşaktaki bazı araçlar bana tehlike yarattı. Ha şu virajdan sonra, ha bu virajdan sonra Catania giriş levhası karşıma çıkacak diye beklerken kilometreler geçti. Trafik yoğun, hava alacakaranlık. Flaşörlerimi yaktım ama ruh gibiyim. Otomatik pilotta gidiyorum. Ezbere.. Çok yorgun ve açım. Giriş tabelasından önceki kavşakta zorunlu mola verip yedek olarak aldığım yarım litrelik soğuk çayı ve Longobardi Marina girişindeki acil durumda kendimden sakladığım birkaç kayısıyı yiyip birkaç on dakika daha kazanıyorum. Kendimi Messina’ dan sonra, özellikle de havanın karardığı anlarda tehir kapatmaya çalışan Cumhuriyet Ekspresi gibi hissettiğimi de söylemem gerek J



Siena’ dan Catania’ ya direkt otobüs seferi olmasına rağmen, direkt tren seferi yok. Ben sembolik olarak Siena’ dan Catania’ ya direkt tren seferi yaptım. BBK Ekspres olarak. İzmit’ ten de karanlıkta çıkmıştım. Catania’ ya varışım da karanlıkta oldu.




Catania Centrale Garı’ nda peronda bir genç kendi makinemle fotoğrafımı çekmek istedi. Birkaç fotoğraf çektikten sonra (düzgün çıkmadım birde) benden 5 Avro istedi. Vermedim tabi. Gardan ayrılırken garın önünde tanıştığım bir amca Bıcır’ ın bayrak direğindeki flaşörü çok beğendiğini söyledi.




Catania’ ya gelirken Castello Ursino yakınlarında oda kiralayan birisiyle haberleşiyordum. Bugün için kesin geleceğim demiştim. O yüzden bu akşam zamanında varmak için kendimi epeyce kastım. Castello Ursino’ yu fazla zorlanmadan buldum. Castello Ursino önünde 1 saate yakın süre bekledikten sonra ilgili kişi geldi ve odaya götürdü. Beklediğim gibi çıkmadı tabi. Ama en azından bu gece başımı sokabileceğim güvenli bir yer vardı. Ev sahibi bana eşyalarımı taşımakta hiç yardım etmedi. Mahzen gibi bir ev çıktı. Sonrasında hemen dışarı çıkıp açık bir market aradım. Fazla zorlanmadan bir market buldum. Kötü bir market olmasına rağmen pahalıydı. Kendimi idare edecek kadar gıda alıp eve yerleştim.


23.10.2010 Cumartesi
Gioia Tauro-Catania
147.72 klm - 3906 klm toplam. (Siena-Catania toplam 1277 klm)
15.5 km/h ortalama, 45.9 km/h maksimum hız.
09.31.19 saat (molalar hariç seyir süresi)

---

Ek:

Odayı ve evi kesinlikle beğenmeyince ev sahibiyle irtibata geçip beni yeni bir eve yerleştirmesini rica ettim. İki gece sonrasında Porta Garibaldi yakınlarındaki başka bir eve, o evde yaşayan bir bayan aracılığı ile yerleştirdiler. O evde de bir hafta kaldıktan sonra ev sahibi komik bir mektup yazarak beni bu evden kibarca attı. Evden ayrılmadan önce, İzmit’teyken kaydettiğim telefon numaralarını o bayana arattım ve uygun olan bir evi ziyaret edip beğendim ve tuttum. Porta Garibaldi yakınlarında kaldığım evden ayrıldıktan sonraki iki gece Agora Hostel’ de kaldım ve 1 Kasım 2010 Pazartesi itibariyle yeni evime yerleştim çok şükür.

Castello Ursino karşısında kaldığım evde, Scotty ve Bıcır' ın kaldığı oda.



Hayatımda yediğim en kötü Margherita pizzası.


Pizzanın kutusu güzel.


Zavallı domuzcuk. Komik görünüyor.


Bir numaralı ev sahibimin beni evden postalamak için yazdığı Türkçe! mektup.


Bisikletle dolu dolu güzel günler dilerim.

----------------------------------------------------- Bu blog sayfasında yer alan fotoğrafların telif hakları aksi belirtilmedikçe Baki Berk Kayalar' a aittir. Maddi amaç güden çalışmalarda izin almadan kullanılması telif hakları yasasına göre suçtur. Maddi amaç gütmeyen kullanımlarda ise kaynak belirtilerek yayınlanması önemle rica olunur. Öneri ve destekleriniz için baymineral@gmail.com adresinden bana ulaşabilirsiniz.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorum Gönder

Bu blog sayfasındaki tüm yazılı ve görsel materyallerin (sponsor ve kardeş site bağlantı logo ve yazıları ile gazete küpürleri hariç) telif hakları Bâki Berk Kayalar' a aittir. Kullanmak istediğiniz görsel ve yazılı materyal için baymineral@gmail.com adresinden Bâki Berk Kayalar' a ulaşabilirsiniz.

Saygılarımla.